Ben Kimim

Ben Kimim

Ben Kimim from Kemal İslamoğlu on Vimeo.

Sezar’ın öldüğü günden yıllar yıllar sonra, bambaşka bir “15 Mart günü” tanıştım dünyayla. Her ne kadar İstanbul girişli olup; doğma, büyüme ve okuma eylemlerimi İstanbul’da tamamlamış olsam da; babam Rizeli annem Ofludur. Tipik bir Karadeniz kırmasıyım yani. Çocukluğumun berrak ve net hafızası, dede evi olan Beykoz kıyılarından geçer. Boğazın derin sularının yaşam rüzgarıma katkısı çoktur. Yabancı dil eğitimim altı yaşımda Sultan Ahmet Camii önünde turistlere Coca Cola satarak başladı. Altı yıl boyunca her yaz dayımın standında çalışırken, sadece altı dilde Coca Cola satabilmeyi değil, hayata dair de çok şey öğrendim. Turistlere 25 kuruşluk kolayı 2.5 liraya satmaksa, ticaret hayatımın başlangıç noktası oldu. Sporcu bir aile içinde büyürken; bana da ilkokul, ortaokul ve lisede lisanslı olarak basketbol oynamak nasip oldu.

Anne ve baba tarafımdaki herkes kendi işini yapıyordu. Üniversiteye girerken vizyon kelimesi sözlükten çıkıp öngörüme oturmamıştı henüz. Tek bildiğim görüş penceremde maaşlı çalışma fikri; sisli, puslu hatta olabildiğince uzak bir karartı olarak beliriyordu. Hatta belirmediği zamanlarda içim daha bir huzurla doluyordu. Hasbel kader Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Makina Mühendisliği Bölümü’nü kazandım. Okuduğum bölümü bir türlü sevemediğimden özellikle ilk iki yıl benim için çok zor geçti. İkinci yıl Mercedes’te yaptığım stajdan atılınca içimdeki isyan bayrağını göndere çektim. Üretim hatlarında çalışma düşüncesinin bana göre olmadığını anlamıştım. Satış ve pazarlama tarafı içinde olmayı hedefliyordum. Vizyonum netleştikçe okulu bırakma isteği kaplamıştı dört bir yanımı. Sağolsun babam kapı gibi dikildi karşıma. Onun o günkü etkili konuşması sayesinde altın bileziğimi taktım koluma. Okul bitince bana istediğimi yapmam konusunda destek verdiğini bilmek içimi rahatlattı. Üçüncü sınıfta hem çalışıyor hem okuyordum. Bu arada kararımı vermiştim. Satış ve pazarlama okumayı planlıyordum. Nihayet okul bitti ve istediğim fırsat yurtdışında Londra’da çıktı. On ay olarak düşündüğüm bütçemi üç ayda bitirince; garsonluk ve bulaşıkçılık yaptım, otellerde çalıştım. İki yıllık gurbetten sonra ülkeme dönüp askerlik görevimi tamamladım. Michelin’in Türkiye’de kurulma, gelişme ve yerleşme aşamalarında aktif görev aldım. Bir yandan da kılıç kalkan oynayarak Türkiye’yi dört kıtada temsil ettim.

Hayallerimi gerçekleştirmek için, 1999 yılında Michelin’den ayrılarak kendi işimi kurdum. Profesyonel ticaret hayatım böylece başlamış oldu. Eş zamanlı MCT (Management Center Türkiye)’de Eğitmen ve Danışman olarak görev almaya başladım. Altı sene boyunca iki karpuzu bir koltukta taşıdım. Bu bende alışkanlık yapmış olacak ki, 2005 yılında ikiz kız babası oldum. 2006 yılında şirketimi sattım.

MCT ile keyifli on yılın ardından, 2012 yılının Nisan ayı başı itibari ile ağırlıklı olarak kendi adıma çalışmaya başlıyorum.
Öğrendiğim en temel şey; aslolan, insanın kendini tanıması ve bilmesidir. Benim pusulam her zaman Yunus Emre’nin şu meşhur dörtlüğü oldu:

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır

Hayatımın son nefesine kadar öğrenme yolculuğuma devam etmek niyetindeyim. Bir arkadaşımın bana sürekli dediği gibi; “Ben iflah olmaz bir öğrenciyim.”

On yıl içinde Softskill ve Hardskill eğitimlerde bulundum, 100.000’den fazla insana dokundum. İnsanların yaptıklarını neden yaptıkları beni her zaman ilgilendirdi. Kendimi öğrenci olarak yetiştirirken, öğrendiklerimi hep paylaşmak istedim. Yaşadığım sürece de insanların kendi potansiyelini ortaya çıkartmaları için elimden geleni yapacağım. İnsanlara katkı sağlamak benim en büyük amaçlarımdan biri olacak.